<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Veciz Sözler &#8211; Hizmet Vakfı 1973  Kur&#039;an-ı Kerim ve Risale-i Nur Hizmetleri</title>
	<atom:link href="https://www.hizmetvakfi.org/kategori/veciz-sozler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.hizmetvakfi.org</link>
	<description>Gayemiz yalnızca Kur&#039;an-ı Kerim hakikatlerini ilan ve neşirdir</description>
	<lastBuildDate>Thu, 06 Sep 2012 21:17:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.3</generator>
	<item>
		<title>Zalim, mahkeme-i kübrâya bırakılıyor</title>
		<link>https://www.hizmetvakfi.org/zalim-mahkeme-i-kubraya-birakiliyor.html</link>
					<comments>https://www.hizmetvakfi.org/zalim-mahkeme-i-kubraya-birakiliyor.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Sep 2012 22:38:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Veciz Sözler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hizmetvakfi.org/?p=274</guid>

					<description><![CDATA[  Zalim, mahkeme-i kübrâya bırakılıyor &#160; &#160; &#160; Bu gidişata, icraata bak: Nasıl en fakir, en zayıftan tut, ta herkese mükemmel, mükellef erzak veriliyor. Kimsesiz hastalara çok güzel bakılıyor. Hem gayet kıymettar ve şahane taamlar, kaplar, murassâ nişanlar, müzeyyen elbiseler, muhteşem ziyafetler vardır. Bak, senin gibi sersemlerden başka herkes vazifesine gayet dikkat eder. Kimse zerrece [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>  <span style="color: #ff0000;">Zalim,</span></strong><span style="text-decoration: underline; color: #ff0000;"><strong> mahkeme-i kübrâya bırakılıyor</strong></span></h3>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu gidişata, icraata bak: Nasıl en fakir, en zayıftan tut, ta herkese mükemmel, mükellef erzak veriliyor. Kimsesiz hastalara çok güzel bakılıyor. Hem gayet kıymettar ve şahane taamlar, kaplar, murassâ nişanlar, müzeyyen elbiseler, muhteşem ziyafetler vardır. Bak, senin gibi sersemlerden başka herkes vazifesine gayet dikkat eder. Kimse zerrece haddinden tecavüz etmez. En büyük şahıs, en büyük bir itaatle, mütevaziâne bir havf ve heybet altında hizmet eder. Demek, şu saltanat sahibinin pek büyük bir keremi, pek geniş bir merhameti var. Hem pek büyük izzeti, pek celâlli bir haysiyeti, namusu vardır.</p>
<p>Halbuki kerem ise, in’âm etmek ister. Merhamet ise ihsansız olamaz. İzzet ise gayret ister. Haysiyet ve namus ise, edepsizlerin te’dibini ister. Halbuki şu memlekette o merhamet, o namusa lâyık binden biri yapılmıyor. Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir mahkeme-i kübrâya bırakılıyor. (Sözler, Onuncu Söz)<br />
Bediüzzaman Said Nursi</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.hizmetvakfi.org/zalim-mahkeme-i-kubraya-birakiliyor.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayatı veren Hayy-ı Kayyûma göre hayata bak</title>
		<link>https://www.hizmetvakfi.org/hayati-veren-hayy-i-kayyuma-gore-hayata-bak.html</link>
					<comments>https://www.hizmetvakfi.org/hayati-veren-hayy-i-kayyuma-gore-hayata-bak.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Sep 2012 22:36:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Veciz Sözler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hizmetvakfi.org/?p=271</guid>

					<description><![CDATA[Hayatı veren Hayy-ı Kayyûma göre hayata bak &#160; &#160; Yine bir vakit hayatım çok ağır şerâitle sarsıldı ve nazar-ı dikkatimi ömre ve hayata çevirdi. Gördüm ki, ömrüm koşarak gidiyor, âhirete yakınlaşmış; hayatım dahi tazyikat altında sönmeye yüz tutmuş. Halbuki, Hayy ismine dair risalede izah edilen hayatın mühim vazifeleri ve büyük meziyetleri ve kıymettar faideleri böyle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Hayatı veren Hayy-ı Kayyûma göre hayata bak</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yine bir vakit hayatım çok ağır şerâitle sarsıldı ve nazar-ı dikkatimi ömre ve hayata çevirdi. Gördüm ki, ömrüm koşarak gidiyor, âhirete yakınlaşmış; hayatım dahi tazyikat altında sönmeye yüz tutmuş.</p>
<p>Halbuki, Hayy ismine dair risalede izah edilen hayatın mühim vazifeleri ve büyük meziyetleri ve kıymettar faideleri böyle çabuk sönmeye değil, belki uzun yaşamaya lâyıktır diye müteellimâne düşündüm.</p>
<p>Yine üstadım olan<span style="text-decoration: underline;"><strong> حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ</strong></span> âyetine müracaat ettim. Dedi: “Sana hayatı veren Hayy-ı Kayyûma göre hayata bak.”</p>
<p>Ben de baktım, gördüm ki: Hayatımın bana bakması bir ise, Zât-ı Hayy-ı Kayyûma bakması yüzdür. Ve bana ait neticesi bir ise, Hâlıkıma ait bindir.</p>
<p>Şu halde, marzî-i İlâhî dairesinde bir an yaşaması kâfidir, uzun zaman istemez. Bu hakikat dört mesele ile beyan ediliyor.</p>
<p>Ölü olmayanlar veyahut diri olmak isteyenler, hayatın mahiyetini ve hakikatini ve hakikî hukukunu o dört mesele içinde arasınlar, bulsunlar ve dirilsinler.</p>
<p>Hülâsası şudur ki: Hayat, Zât-ı Hayy-ı Kayyûma baktıkça ve iman dahi hayata hayat ve ruh oldukça bekà bulur, hem bâki meyveler verir.</p>
<p>Hem öyle yükseklenir ki, sermediyet cilvesini alır; daha ömrün kısalığına ve uzunluğuna bakılmaz. (Lem&#8217;alar, Yirmi Altıncı Lem&#8217;a)</p>
<p>Bediüzzaman Said Nursi</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.hizmetvakfi.org/hayati-veren-hayy-i-kayyuma-gore-hayata-bak.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dağlar dahi Allah&#8217;ı tanıyorlar ve tanıttırıyorlar</title>
		<link>https://www.hizmetvakfi.org/daglar-dahi-allahi-taniyorlar-ve-tanittiriyorlar.html</link>
					<comments>https://www.hizmetvakfi.org/daglar-dahi-allahi-taniyorlar-ve-tanittiriyorlar.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Sep 2012 22:35:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Veciz Sözler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hizmetvakfi.org/?p=268</guid>

					<description><![CDATA[Dağlar dahi Allah&#8217;ı tanıyorlar ve tanıttırıyorlar Ey dağları zemin sefinesine hazineli direkler yapan Kadîr-i Zülcelâl, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakîminin dersiyle anladım ki, nasıl denizler acâipleriyle Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar. Öyle de, dağlar dahi, zelzele tesiratından zeminin sükûnetine ve içindeki dahilî inkılâbat fırtınalarından sükûtuna ve denizlerin istilâsından kurtulmasına ve havanın gazât-ı muzırradan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Dağlar dahi Allah&#8217;ı tanıyorlar ve tanıttırıyorlar</strong></span><br />
Ey dağları zemin sefinesine hazineli direkler yapan Kadîr-i Zülcelâl,<br />
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakîminin dersiyle anladım ki, nasıl denizler acâipleriyle Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar. Öyle de, dağlar dahi, zelzele tesiratından zeminin sükûnetine ve içindeki dahilî inkılâbat fırtınalarından sükûtuna ve denizlerin istilâsından kurtulmasına ve havanın gazât-ı muzırradan tasfiyesine ve suyun muhafaza ve iddiharlarına ve zîhayatlara lâzım olan madenlerin hazinedarlığına ettiği hizmetleriyle ve hikmetleriyle Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar.<br />
Evet, dağlardaki taşların envâından ve muhtelif hastalıklara ilâç olan maddelerin aksamından ve zîhayata hususan insanlara çok lâzım ve çok mütenevvi olan madeniyatın ecnâsından ve dağları, sahrâları çiçekleriyle süslendiren ve meyveleriyle şenlendiren nebatatın esnafından hiçbirisi yoktur ki, tesadüfe havalesi mümkün olmayan hikmetleriyle, intizamıyla, hüsn-ü hilkatiyle, faideleriyle, hususan madeniyatın tuz, limon tuzu, sulfato ve şap gibi sureten birbirine benzemekle beraber, tatlarının şiddet-i muhalefetiyle ve bilhassa nebatatın basit bir topraktan çeşit çeşit envâlarıyla, ayrı ayrı çiçek ve meyveleriyle, nihayetsiz Kadîr, nihayetsiz Hakîm, nihayetsiz Rahîm ve Kerîm bir Sâniin vücub-u vücuduna bedahetle şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasındaki vahdet-i idare ve vahdet-i tedbir ve menşe ve mesken ve hilkat ve san’atça beraberlik ve birlik ve ucuzluk ve kolaylık ve çokluk ve yapılmakta çabukluk noktalarından, Sâniin vahdetine ve ehadiyetine şehadet ederler.<br />
Hem nasıl ki dağların yüzünde ve karnındaki masnular, zeminin her tarafında, herbir nevi aynı zamanda, aynı tarzda, yanlışsız, gayet mükemmel ve çabuk yapılmaları ve bir iş bir işe mâni olmadan, sair nevilerle beraber karışık iken karıştırmaksızın icadları, Senin rububiyetinin haşmetine ve hiçbir şey ona ağır gelmeyen kudretinin azametine delâlet eder. Öyle de, zeminin yüzündeki bütün zîhayat mahlûkların hadsiz hâcetlerini, hattâ mütenevvi hastalıklarını, hattâ muhtelif zevklerini ve ayrı ayrı iştihalarını tatmin edecek bir surette, dağların yüzlerini ve içlerini muntazam eşcar ve nebatat ve madeniyatla doldurmak ve muhtaçlara teshir etmek cihetiyle, Senin rahmetinin hadsiz genişliğine ve hâkimiyetinin nihayetsiz vüs’atine delâlet ve toprak tabakatı içinde gizli ve karanlık ve karışık bulunduğu halde, bilerek, görerek, şaşırmayarak, intizamla, hâcetlere göre ihzar edilmeleriyle Senin herşeye taallûk eden ilminin ihatasına ve herbir şeyi tanzim eden hikmetinin bütün eşyaya şümulüne ve ilâçların ihzârâtı ve madenî maddelerin iddihârâtıyla rububiyetinin rahîmâne ve kerîmâne olan tedâbirinin mehâsinine ve inâyetinin ihtiyatlı letâifine pek zâhir bir surette işaret ve delâlet ederler.<br />
Hem bu dünya hanında misafir yolcular için koca dağları levâzımâtlarına ve istikbaldeki ihtiyaçlarına muntazam ihtiyat deposu ve cihazat ambarı ve hayata lüzumu olan çok definelerin mükemmel mahzeni olmak cihetinde işaret, belki delâlet, belki şehadet eder ki, bu kadar kerîm ve misafirperver ve bu kadar hakîm ve şefkatperver ve bu kadar kadîr ve rububiyetperver bir Sâniin, elbette ve herhalde, çok sevdiği o misafirleri için, ebedî bir âlemde, ebedî ihsânâtının ebedî hazineleri vardır. Buradaki dağlara bedel, orada yıldızlar o vazifeyi görürler.<br />
Ey Kàdir-i Külli Şey,<br />
Dağlar ve içindeki mahlûklar Senin mülkünde ve Senin kuvvet ve kudretinle ve ilim ve hikmetinle musahhar ve müdahhardırlar. Onları bu tarzda tavzif ve teshir eden Hâlıkını takdis ve tesbih ederler. (Şualar, Üçüncü Şuâ, Münâcât)<br />
Bediüzzaman Said Nursi</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.hizmetvakfi.org/daglar-dahi-allahi-taniyorlar-ve-tanittiriyorlar.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu haline hayret ettik kadınlara hiç bakmadın</title>
		<link>https://www.hizmetvakfi.org/bu-haline-hayret-ettik-kadinlara-hic-bakmadin.html</link>
					<comments>https://www.hizmetvakfi.org/bu-haline-hayret-ettik-kadinlara-hic-bakmadin.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Sep 2012 22:34:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Veciz Sözler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.hizmetvakfi.org/?p=265</guid>

					<description><![CDATA[Bu haline hayret ettik kadınlara hiç bakmadın Aziz, sıddık kardeşlerim, Evvelâ: Size hem acip, hem elîm, hem lâtif bir macera-yı hayatımı ve düşmanlarımın hem şenî, hem bin ihtimalden bir tek ihtimal ile hiçbir şeytan hiçbir kimseyi kandıramadığı bir iftiralarını ve Nura karşı istimal edilecek hiçbir silâhları kalmadığını beyan etmeye bir münasebet geldi. Şöyle ki: Tarih-i [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Bu haline hayret ettik kadınlara hiç bakmadın</strong></span></p>
<p>Aziz, sıddık kardeşlerim,</p>
<p>Evvelâ: Size hem acip, hem elîm, hem lâtif bir macera-yı hayatımı ve düşmanlarımın hem şenî, hem bin ihtimalden bir tek ihtimal ile hiçbir şeytan hiçbir kimseyi kandıramadığı bir iftiralarını ve Nura karşı istimal edilecek hiçbir silâhları kalmadığını beyan etmeye bir münasebet geldi. Şöyle ki:<br />
Tarih-i hayatımı bilenlere malûmdur. Elli beş sene evvel ben, yirmi yaşlarında iken, Bitlis’te merhum vali Ömer Paşa hanesinde iki sene onun ısrarıyla ve ilme ziyade hürmetiyle kaldım. Onun altı adet kızları vardı; üçü küçük, üçü büyük. Ben, üç büyükleri, iki sene beraber bir hanede kaldığımız halde, birbirinden tefrik edip tanımıyordum. O derece dikkat etmiyordum ki bileyim. Hattâ bir âlim misafirim yanıma geldi, iki günde onları birbirinden fark etti, tanıdı. Herkes bendeki hâle hayret ederek bana sordular:<br />
“Neden bakmıyorsun?”<br />
Derdim: “İlmin izzetini muhafaza etmek, beni baktırmıyor.”<br />
Hem kırk sene evvel İstanbul’da Kâğıthane şenliğinin yevm-i mahsusunda, Köprüden tâ Kâğıthane’ye kadar Haliç’in iki tarafında binler açık saçık Rum ve Ermeni ve İstanbullu karı ve kızlar dizildikleri sırada, ben ve merhum mebus Molla Seyyid Tâha ve mebus Hacı İlyas ile beraber bir kayığa bindik, o kadınların yanlarından geçiyorduk. Benim hiç haberim yoktu. Halbuki Molla Tâha ve Hacı İlyas, beni tecrübeye karar verdikleri ve nöbetle beni tarassut ettiklerini bir saat seyahat sonunda itiraf edip dediler:<br />
“Senin bu haline hayret ettik, hiç bakmadın.”<br />
Dedim: “Lüzumsuz, geçici, günahlı zevklerin âkıbeti elemler, teessüfler olmasından, istemiyorum.” (Tarihçe-i Hayat)<br />
Bediüzzaman Said Nursi</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.hizmetvakfi.org/bu-haline-hayret-ettik-kadinlara-hic-bakmadin.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
